… Prof Dr. … Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi iken Eylül 2016′ Kanun hükmünde kararname ile görevinden ihraç edildi

KHK ile ihraç, cezaevi, hastalık süreci
Hakkında … nolu KHK ile ihraç kararı verilen hekimlerden biriyim. Attığım tweetler ve muhalif düşüncelerim nedeniyle darbe girişiminden 6 gün sonra gözaltına alınıp savcı tarafindan sorgulandım ve serbest bırakıldım. Daha sonra bu versile ile açılan dosyam sonraki davam ile birleştirildi. FETÖ üyesi olduğum iddiası ile hakkımızda muhalif olduğumuz o zamanki rektor tarafından düzenlendiği bilinen bir liste ile önce 21 Temmuz 2016’da görevimizden uzaklaştırılıp sonra da 1 Eylül 2016’da ihraç edildik. İhraç edilenler arasında iç hastalıkları öğretim üyesi eşim Doç. Dr… ve 12 yıldır hastanede sözleşmeli olarak çalışan baldızım da vardı.

O sırada 12 yaşında olan oğlum … yurtdışında dileğitim dönüşünde havaalanında polis tarafından bir merkeze götürülüp yalnız olarak sorgulandı (bu tümüyle bir insan hakları ihlalidir) ve tıpkı Can Dündar’ın eşine yapıldığı gibi pasaportuna el konulmuştur.

Cocuğumua uğradığı muameleyi açıklamakta ne kadar zorlanmış olabileceğimi tahmin edebilirsiniz. Yurt dışında üniversite eğitimi gören diğer oğlum … pasaportuna el konulacağı ve eğitimine devam edemeyeceği endişesi ile 6 ay kadar Türkiye’ye giriş yapamadı. Benim cezaevi ve ameliyat/hastane günlerimden sonra nihayet radyoterapi gördüğüm zamanlarda kavuşup, kucaklaşabildik.

Cezaevi

28 Eylül 2016 tarihinde (FETÖ) “terör örgütü üyesi” olduğum savıyla tutuklandım. Cezaevinde birkaç hafta kaldıktan sonra idrarımda ciddi bir sarılık olduğunu fark ettim. Cezaevi hekimine çıktım, hekim tahlil için numune aldı. 1 hafta sonra yeniden görüşmek üzere hekimi beklemek zorunda kaldım. Hekimle tekrar görüştüğümüzde alınan kan nümunesinin “teknik bir nedenle çalışılamadığını yeniden numune almak gerektiğini belirtti. Bu sırada hekim yüzüme bile bakmamıştı. Ben de sesimi hafifçe yükselip yüzüme ve gözlerime bakmasını, nasıl yoğun bir sarılık olduğunu fark edip beni bir Gastroenteroloji uzmanına sevk etmesini istedim. Nihayet bunun üzerine doktor işin ciddiyetini derk edip beni hastaneye sevk etti.
Hastane

İlk gönderildiğim Devlet Hastanesi’nde hafta sonu kaldım, tetkiklerim yapıldı. Bir tıkanma sarılığı olduğu ve müdahale gerektiği anlaşıldı. Bunun üzerine Tıp Fakültesi hastanesine sevk edildim. Fakat doğrudan hastaneye götürülmek yerine önce cezaevine götürüldüm. Cezaevinde o gün bir kaç saat kaldıktan sonra … Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edildim.
Daha önce öğretim üyesi olduğum hastanenin koridorlarında ellerim kelepçeli, iki yanımda kollarıma girmiş ve bana kelepçelenmiş askerler, önümde ve arkamda silahlı askerler ile poliklinikler vs arasında dolaştırılıp durdum. Oradaki “tutuklu koğuşu”nda (gerçekte bir hücre sayılır) birkaç gün yattım. Bu sırada eşime savcılık tarafından “refakatçi izni” verildiği halde ne tutuklu koğuşuna ne de ERCP müdahalesi sırasında yanıma gelmesine müsaade edilmedi, eşimin bu yöndeki girişimleri bizzat kendi görev yapmış olduğum … Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yönetimi tarafından bir suç gibi algılanıp hakkımızda tutanak tutuldu ve savcılığa şikayette bulunuldu. Bu nedenle eşime verilen refakatçi izni de savcılık tarafından iptal edildi. Bugünlerde eşim bir de bu nedenle yürütülmekte olan bir soruşturmada şüpheli sıfatı ile ifade verdi…

Tetkikler neticesinde bilirubin seviyemin 20 civarında olduğu anlaşıldı. Koledok kanseri tanısı konuldu. ERCP ile safra kanalına bir stent takıldı. Hastanede stent ile sarılığımın düşmesini bekleyip daha sonra ameliyata alınacağım yönünde bilgilendirilmişken hastane idaresi tarafından daha sonra ameliyat edilmek üzere cezaevine geri gönderildim.

Yeniden Cezaevi

Stent ile bol sıvı alıp bilirubin düzeyimin 10’un altına düşürülüp böylece ameliyata girmeye uygun hale gelmeyi beklerken (çünkü bu düşüş olmaz ise ameliyat mümkün olmuyor ve dikişler tutmuyormuş) kendimi yeniden cezaevinde buldum. Yani damaryolundan sıvı yüklemesi vs yapılmadan bu şartlarda bilirubin 20’den aşağı düşmesi beklendi. Nihayet 1 hafta kadar sonra Tıp Fakültesi hastanesine yeniden götürüldüm. Bilirubin seviyem cezaevinde ancak 18’e düşmüştü.

Yeniden Hastane

Bu arada savcılığa bu önemli ve ölümcül hastalığın tedavi edilebilmesi, ameliyatımın daha rahat tıbbi koşullarda gerçekleştirilmesi amacıyla yaptığımız tutukluluğun sona erdirilmesine yönelik müracaat reddedildi. Yeniden hastanede tutuklu hücresine yatırılıp bir hafta kadar bu kez nispeten tubbi koşullarda sarılığımın açılmasını bekledik. Bu sırada sıvı tedavisi de alıyordum.

Sayılan nedenlerle tedavim 3 hafta kadar gecikmiş oldu.

Ben hücrede “Kişilerarası İlişkiler Psikoterapisi” kitabını bu arada yeniden bitiriyordum. Allah’ a “ameliyata girebilmem, iyi geçmesi, tahliye olabilmem, eşimin refakatçi olabilmesi” için dua ediyordum. Artık ameliyattan önceki son gece olmuştu dua ederken Allah’ a “Tamam tahliye etmeyeceğini anladım da bari eşim benim yanıma ameliyattan önce refakatçi olarak girebilse!” diye dua ettim (!). Meğerse o sırada eşim de savcılıkta görüşüyormuş onlara bu önemli ve ölümcül olabilecek ameliyattan önce belki de son kez görebilmek umuduyla oğlum ve kendisine 5 dakikalık bir benimle görüşme izni verilmesini talep etmiş. Bunun üzerine savcılık insafa gelip eşime “refakatçi” iznini yeniden vermiş, böylece son gece uyumadan evvelki saatlerde eşim hücreme geldi. Duam kabul olmuştu!

Ertesi gün 10 saatten fazla süren bir Whipple ameliyatı oldum. Yoğun bakımda anesteziden ayıldıktan kısa bir süre sonra kapımda bekleyen erlerden birisi içeri girip beni kolumdan yatağa kelepçelemekten bahsetti, ben de bu şartlarda değil kaçmamın yere bile basmamın mümkün olmadığını kollarımda çok sayıda damaryolu takılı olduğunu nasıl kelepçe takacaklarını sorduğumda “o zaman ayaklarından yatağa kelepçeleyelim” dedi. Bu sırada fikrini sordukları ve bana çok iyi davranan işini hassasiyetle yapan hemşire de “benim için farketmez tabii herkes kendi işini yapacak” dedi… Ben de bunun üzerine tüm yapılan bu işkencevari muameleyi TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na yazacağımı belirtince er odadan çıktı ve bir daha gelmedi…

Yoğun bakımda yatmaya devam ederken 8 gün sonra tahliye talebim 2. kez reddedildikten sonra 3. müracaatımızda kabul edildi. Odamın kapısında beni bekleyen askerler, komutanları ve gardiyandan oluşan ekip ayrıldı, birden “medeni Dünya’ya yeniden döndüğümü hissettim…

Nihayet eşim ve çocuğumla görüşebilecek hale geldim…

Ameliyat başarılı geçti, ardından … Üniversitesi’nde KHK ile görevinden ihraç edilen radyoterabpi hocaları tarafından tedavi edilemediğim için …’da radyoterapi aldım, halen kemoterapimi Üniversite’de KHK nedeniyle onkolog kalmadığı için …’de özel hastanede sürdürüyorum. Fırsat buldukça muayenehanemde hastalarımı görüyorum.

Bu arada hakkımızda iddianame hazırlandı ve ilk duruşma yapıldı. Ben o sırada radyoterapi aldığım için katılamadım. Buna göre Twitter’dan darbeyi destekler mahiyette tweet attığım iddiası ile yargılanmakta olduğumu öğrendim. Dava dosyasına numune olarak konulan tweetlerin hiçbirinde bu yönde bir beyan ve imada bulunmadığım halde.

Dayanışma, destek ve teşekkürler

Süreç boyunca meslektaşlarımın, meslek örgütlerimin (TPD, TTB) ve partim CHP’nin ve HDP’nin desteğine sahip olmanın mutluluğunu yaşadım… Çok sevindim. Mesleki email grubumuzda Prof Dr …, Doç Dr… ve Dr … ‘nin de bir haber ajansı gibi bilgilendirildiklerini gördüm. Meslek büyüklerimizin tedavi hakkına erişebilmem için grupta yaptıkları teklifleri gördüm, memnun oldum… Hemen her gün eşimle telefon teması kurarak olayı yakından izleyen TPD Başkanı Prof Dr …’ a ve yine geçmiş olsun dilekleri ve hukuksal olası destekler için arayan TTB Başkanı Prof Dr …’e teşekkür ederim. Diğer yandan bir kısmı hocalarım, bir kısmı asistanlarım, bir kısmı dostum, arkadaşım yahut henüz hiç tanışmadığımız meslektaşlarımızın mesajlarını okurken yer yer göz yaşlarına boğuldum. Ben tutukluyken destek için evime gelen ihtisas arkadaşım Dr … ve Doç Dr …, hastanedeyken beni ziyaret için …’dan gelen asistanlarım Doç Dr… ve dr …’ya, sonrasında bulundukları şehirlerden zahmete katlanıp ziyarete gelen çok sayıda meslektaşıma teşekkür ederim…

Son olarak tüm bu süreçlerde bir aslan gibi mücadele eden eşim Doç Dr …’a (burcu da aslan!) ve baldızım ..’a minnettarlığımı ifade etmek isterim.

İnşallah bir gün ülkemiz gerçekten özgür, demokratik ve laik bir hukuk devleti olacaktır. Bizim yaşadıklarımız da belki bu yolda bir anlam ifade edecektir…

Ergenekon ve Balyoz’la başlayan ve haddi aşan, şimdi mevcut davalar ile devam eden tüm bu süreçler ülkemiz için üzücü olmuştur… En sonunda “büyük bir hayır” doğacağını düşünüyorum. Hiçbir ülkede demokrasi “bedava” kazanılmış değildir. Yaşananları bu yolda ödenmiş bedeller olarak görüyorum… Tüm siyasallaşmalara karşın hukuk uzun vadede doğru ve yanlışı ayırt etmeye imkan sağlayacaktır…

Darbe isteyen, darbeye destek veren, darbe planlayan ne kadar kişi varsa sonuna kadar yargılanmalı ve hesap vermelidir…

Ben şimdilik hastalığım ile başetmeye çalışıyorum. Halen durum ciddiyetini koruyor.

Malul gazi dedim Yüzbaşı …’ın İstiklal madalyasından sonra en çok onurla taşıyacağım şey böyle bir devirde akademiden ihraç edilmem, ardından cezaevine girmem olacak!

“Her şey güzel olacak…”

Kaynak: Türkiye Psikiyatri Derneği Bülteni